Gece başlayan yağmur şiddetini azaltmış, ince ince yağıyordu. Yağarken çıkardığı anlam genç kızın okuduğu şiirle bütünleşiyordu;
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yoksa bir bir yıldızlar düşecek
Eğer şairsem, beni tanırsan
Yağmurdan korktuğumu bilirsen
Gözlerim aklına gelirse
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yağmur beni götürecek yoksa beni…
Dökülen bu sözler genç kızın duygularını kabartmıştı.
Bir an gözlerini okuduğu kitaptan ayırdı. Pencerenin yanına doğru yaklaştı. Gözlerini gökyüzüne dikti. Gökyüzünün ağladığını fark etti. İnce ince gözyaşlarını, toprağa bırakıyordu. Her haykırışında açılıyor, açıldıkça da duygularını sanki genç kıza anlatmak istiyordu. Toprak onun gözyaşlarını içine çekiyor, nefesini de dışarıya atıyordu. Gökyüzü halen ağlıyor, ağlıyordu…
‘Tıpkı bizim gibi’ diyerek iç çekti genç kız. O da ağlardı. Tıpkı gökyüzü gibi. Tüm duygularını boşaltıverirdi. Ağlamak onun için bir rahatlama, bir haykırıştı.Ama kimse duymazdı onun feryadını, kimse bilmezdi.Oysa ne kadar isterdi birilerine anlatmayı, paylaşarak yaşamayı. Bu durum karşısında küçülür, kendi denizinde boğulurdu. Kimse ona elini uzatıp, onu bu durumdan kurtarmazdı O zaman da hayata küser ve and içerdi barışmamak üzere.
Masasına doğru yaklaştı. Artık hayatı sevmeliydi, ona bağlanmalıydı. Hayat onun için vazgeçilmez bir dost olmalıydı. Yıllardır sakladığı beyaz incili kutusunu eline aldı. İçerisinde özgürlüğü çalınmış bir gül vardı. Tıpkı onun gibi hayata küsmüş bir gül. Artık özgürlük zamanı gelmişti. Kutuyu duvara doğru fırlattı. İçindeki gül ayaklarının önüne yuvarlandı. Rengi solmuş, yaprakları kuruyarak ufalanmıştı. Ama özgürlüğünün sevinciyle birden parlayıverdi. Genç kız eğilerek onu ellerinin arasına aldı. Okşadı, okşadı ve pencereye doğru ilerledi.
Artık hayatla mücadelesinde yenik değildi. Başarmıştı. Evet, buna inanamıyordu ama başarabilmişti. Birden gökyüzüne baktı. Yağmur durmuştu. Ama o da ne? Elinin üzerine damlalar düşüyordu. Yağmur değilse neydi bu? Anlamıştı. Bu kez kendi yağmuru başlamıştı.
Ağlamak artık ona acı vermiyordu. Ağladıkça rahatlıyordu. Hayata sımsıkı bağlanıyordu.
Gözlerini tekrar gökyüzüne dikti. İkisinin de yağmurları durmuştu. Akıllarından geçen ise sadece şuydu; Ağla, ağla… Çünkü, AĞLAMAK GÜZELDİR.
Tuba ....