mamcellat h2o Donanim - www.mereto.net - Blogcu



« Önceki |

11/3/2007

Resim Formatları

1. Giriş

 

FTP/Web kullanırken değişik formatlardaki resim dosyaları, hareketli video dosyaları, ses dosyaları ile çokça karşılaşırız. Bu kısımda UNIX ve PC üzerinde kullanılan popüler resim formatları ile bunlarla ilgili resim programları, ses ve hareketli video formatları ve bunları işleyen programlar hakkında bilgi verilecektir. "Graphics" karşılığı olarak "Grafik" yerine, anlamı daha iyi verdiği düşünülerek "Resim" kelimesi tercih edilmiştir.

 

2. Bitmap Nedir?

Bitmap, bilgisayar ekranında (display space) bir resmi görüntülemek için gereken tüm renk bilgilerinin ekranı oluşturan hex piksel (ekran çözünürlülüğü dahilinde, adreslenebilir en küçük resim parçası -pixel-) için renk bilgilerinin verildiği resim formatlarına verilen genel addır. GIF, JPEG, BMP, PCX örnek Bitmap formatlarıdır. Bitmap dosyaları ekranda görebilmek ve yazıcılardan bastırabilmek için özel bazı programlar gerekir (Photo Shop, XView, ACDSee vb gibi).

Bitmap formatları, resmin çözünürlülüğüne bağlı sabit bir tanımlama ile resmi oluştururlar (Raster tekniği). Bu haliyle, eğer resmi ölçeklendirirsek (küçültme/büyütme) bir çok ayrıntıyı kaybedebiliriz. Vektör bazlı grafik formatlarında ise, tanımlamalar bağıl olduğu için ölçeklendirmelerde kayıp önlenir (CAD formatları, Post Script (PS, EPS) formatları gibi).

 

3. Önemli Resim Formatları: BMP,GIF,JPEG,TIFF

Bunların hepsi de resim formatlarıdır. Temel farklı özellikleri vardır (kodlama, sıkıştırma algoritmaları gibi). Birbirlerine üstünlükleri ve farklı yanları aşağıda kısaca anlatılmıştır.

 

BMP: En temel resim formatı BMP'dir (bitmap) Aslında, BMP'nin birbirinden farklı bir kac türü var. Özellikle bir X-Windows kullanıcısı ile MS-Windows ya da OS/2 kullanıcısı için farklar mevcut. X-Windows üzerindeki BMP formatı sadece 2 rengi desteklemekte. MS-Windows ya da OS/2 üzerindeki BMP formatının X-Windows'daki karşılığı XPM'tir. (pixmap) MS-Windows üzerinde BMP 16 ya da daha çok renk kaydedebileceğiniz, herhangi bir bir sıkıştırma yapmayan oldukça hızlı bir formattır. Bu formatta resmin içindeki renk sayısı değil, resmin büyüklüğu önemlidir. 16 renk, 800x600 çözünürlüğünde bir BMP dosyası, 800x600x1/2=240000 byte yer kaplayacaktır. (16 renk icin 4 bit gerekli =1/2byte) Resmin içinde 1, 2 ya da 12 renk olması hiç önemli değil. 256 renk olarak kaydedilen bir dosya ise, 800x600x1=480000 byte yer tutacaktır (256 icin 8 bit=1 byte gerekli. 2^8=256)

 

GIF: BMP çok hızlı bir format olmasına karşın, oldukça fazla yer kapladığı için pek tercih edilmez. Elinizdeki dosya 256 renkden fazlasını içermiyorsa, GIF (Graphics Interchange Format) iyi bir çözüm olabilir. GIF, COMPUSERVE'in geliştirdiği bir resim formatıdır. İyi bir sıkıştırma algortiması var (LWZ) ve görüntüleme de oldukça hızlı bir şekilde gerçekleştiriliyor. 256 renk dışında (8 bit) herhangi önemli bir sorunu yok. Bunun yanında GIF, Web browser-lar ile görüntülenen resimler (inline images) için standart bir resim formatıdır. Compuserve'in GIF formatında kullandığı LWZ algoritmasi (1987) 1985 yılında Unisys firması tarafından patent olarak satın alındığı için 1993 yılından sonra Compuserve - Unisys arasında bazı problemler çıktı. (Compuserve, LZW algoritmasının patentli bir algoritma olduğunu bilmiyormuş). Compuserve, GIF'in yerini alacak, 48 bit true color, renk kaybı olmayan yeni bir resim formatı oluşturdu (freeware). Bu format PNG olarak adlandırılır. (Patent problemi yüzünden, CompuServe'in üzerinde çalıştığı ve duyurmak üzere olduğu GIF24 -true color 24bit GIF standardı- de hayata geçirilemedi).

GIF formatının iki farklı versiyonu var : 87a ve 89a. 89a versiyonu, tek bir GIF dosya içinde birden çok GIF formatlı resim yerleştirilmesine ve anime edilmesine olanak tanır (animated gif). Ayrıca, GIF89a versiyonu, "interlaced" -katmanlı- görüntü saklama özelliğine de sahiptir. Bu, özellikle İnternet üzerindeki resimlerde kullanılır. Böylece, kullanıcı, GIF formatındaki resmi, her seferinde 1 katman gelecek şekilde ekranında görür ve resmin bütünü hakkında, tüm resim gelmese bile, fikir verir.

 

JPEG: Çok renkle (256 renkten fazla) uğraştığınız zaman GIF formatını kullanmanız mümkün değil. BMP olarak saklarsanız, o kadar çok disk alanı kaplar ki, Gigabyte-lık HD'ler kullanmanız gerekebilir. Onun yerine JPEG (Joint Photographics Experts Group) daha iyi bir alternatif olabilir. Yalnız, JPEG az renk içeren uygulamalarda hem kaliteyi düşürüyor, hem de dosya boyutunda önemli bir değişiklik sağlamıyor.

Standart JPG formatında, resmin kalitesinden bir miktar ödün vererek sıkıştırma uygulanır. Böylece dosya boyu düşer. Özellikle 24 bit true color uygulamalarda resim kalitesinin düştüğünü anlamak mümkün değildir. Bu tip uygulamalarda JPG tercih edilir. JPEG'den ne kadar sıkıştırma istendiği (0-100 arası bir faktör) seçiliyor ama genellikle 5-95 arası kullanılıyor. 95'den fazlası detay kaybına yol açıyor, 5'ten küçüğü de dosyayı fazla ufaltmıyor) Ikincisi de, 24 bit->8 bit çevrim. JPG de, GIF gibi, Web Listeleyiciler tarafından görüntülenebilen stabdart bir formattır.

JPG, ISO standardı ile tanımlanmış bir formattır ve bir çok değişik kodlama sistemleri içerir.

 

TIFF: (Tagged Image File Format) 1, 8, 24 bit'lik formatları var. Hepsinin sıkıştırılmış ve sıkıştırılmamış 2 farkli tipi mevcut. 1 bit olanı fakslarda dosya iletimi için kullanılıyor. Çok renkle uğraştığınızda zaman önemli, yer de çok önemli değilse, TIFF'i kullanmanızda fayda var. JPEG'e göre daha az küçülme sağlasa da, hızı ile bu açığını kapatıyor.

 

 

 

 

7/3/2007

KLAVYE VE FARE

Bilgisayar ifadesi ile bütünleşmiş iki kelime. Bilgisayar dendiğinde aklımıza ilk gelen kelimelerden birisi. Bu aletlerden klavye hepimizin bildiği üzere harflerin, sayıların girilmesi  ve diğer komutların bilgisayara iletilmesi için gereklidir. Standart bir klavye 102 tuştan oluşmaktadır. Klavye üzerindeki harfler belli bir sıraya göre dizilmiştir. Ama bu sıranın alfabe ile hiçbir ilişkisi yoktur. Klavyeler F ve Q klavye olmak üzere ikiye ayrılır. F klavye diziliş açısından dilimize daha uygundur, fakat Q klavye en yaygın klavye tipidir.

    

     Klavyelerin üzerinde standart olarak 102 tuş bulunduğunu söylemiştim. Fakat Multimedia klavye olarak isimlendirilen, üzerinde daha önce hiç rastlamadığım ve itiraf etmek gerekirse ilk anda bana fazlasıyla gereksiz görünen aygıtı göreli uzun zaman olmadı. Hiç önemsememe rağmen bir deneme fırsatı buldum. Bu aleti gereksiz  olarak nitelendirdiğim aklıma geldiği zaman yanıldığımı anladım. Çünkü multimedia klavyeler ile tek bir tuşla dosya komutlarını uygulayabilir, tek bir tuşla internet’e bağlanabilir veya hoparlör sesini kısmak veya yükseltmek gibi işlemleri bu tür klavye ile kolayca yapabilirsiniz. Bununla da bitmiyor. Tasarımcılar online alışveriş konusunda da boş durmamışlar. Klavyenin hemen yan tarafında bulunan bir yarık, kredi kartınızı okuyabiliyor. Bunun şu anda kullanılıp kullanılmadığı konusunda bir fikrim yok ama yararlı bir özellik olduğu kesin. Ergonomi ve şıklıkta cabası. İlk aşamada ilgisiz kalsanız bile yanıldığınızı anlamanız uzun zaman almıyor.  Benzer değişimler aynı zamanda fareler içinde geçerli. Hatta bu gelişimlerin klavyelerden daha ileri olduğu kesin.

 

     Fareler (yani mouse-maus) her geçen gün gelişmektedir. Fareler herkesin bildiği gibi sisteme komutlar gimek için gereklidir. Klavyeler için verdiğimiz uzunca komutlar yerine farelerle tek tıklama ile bir çok işi aynı anda yapabiliriz. Örneğin bir dosya açacağız. Klavye ile dosyayı yön tuşları ile bulup, seçili hale getirip, onu açmak için enter’a basmak yerine fare ile dosya üzerine çift tıklamak yeterli olacaktır.

 

     Yeni işletim sistemleri özellikle Windows 98 ile birlikte gelen scrolling wheel özelliği ile birlikte fareler üzerine yerleştirilen bir tekerlek yardımı ile sayfa kaydırma işlemleri rahatça yapılmaya başlandı. Yine eklenen ekstra tuşlar yardımı ile zoom yani yakınlaştırma özelliği kullanılmaya başlandı. Böylece fare ile istediğimiz bölgeye gidip o bölge üzerine daha yakından bakabilme imkanımız oldu. Daha sonra kablosuz fareler çıktı. Ve en sonunda ise topsuz fareler kullanılmaya başlandı. Bu teknolojini mantığı çok karmaşık değil. Fare, altında bulunan özel optik bir sistem ve mikroçip yardımıyla üzerinde gezdirildiği yüzeyi saniyede yaklaşık 1500 kez fotoğraflamakta ve karelerdeki değişiklikler doğrultusundaki imleci hareket ettirmektedir.

 

                       En uygun olanını bulmak hiçte zor değil!

 

      İhtiyaçlarınıza ve bütçenize en uygun olan klavye ve fareyi bulmak sanıldığı kadar zor  değildir. Eğer bir ev kullanıcısı iseniz ve ergonomi, ek özellik gibi kriterlere önem veriyorsanız size en uygun fare ve klavyeler Microsoft firmasının yapıtlarıdır. Fakat bir sorun var. Para. Microsoft firmasına ait klavye ve fareler diğerlerine göre biraz pahalı olabilir. Ama emin olun verdiğiniz paranın karşılığını alacaksınız. Bir diğer kaliteli fare ve klavye üreten firma ise A4 firmasıdır. Bu firmanın ürettiği modeller, hem ekonomik hem de özellik bakımından ihtiyacınız olandan fazlasını vermektedir. Fakat 3$’lık bir fare ve 5$’lık bir klavye de işlerinizi rahatça yapmanızı sağlayacaktır. Ama daha fazlasını isteyenler minimum fare için 10, klavye içinse 15$ civarı bir para vermeleri gereklidir.

 

     Ofis kullanıcıları içinse standart bir fare ve standart bir klavye kafi olacaktır.  Fakat dikkat edilmesi gereken nokta klavyenin Türkçe mi, İngilizce mi; F mi yoksa Q mu olacağıdır.  Yaygın olarak ülkemizde Türkçe Q klavyeler kullanıldığı için sizlere de bu tür bir klavye almanızı öneririm. 

 

 

 

 

 

YEDEKLEME BİRİMLERİ

 

       Bilgisayar ile haşır neşir olanların yaşadığı en büyük sıkıntılardan birisi de verilerin yedeklenmesidir. Ciddi bir sistem çökmesi ya da  donanımsal problemler sonucu oluşan veri kayıpları sonucu bilgisayara ağlamaklı gözlerle bakarız. Çünkü bizim için çok önemli olan dosyalarımız veya binbir zahmetle tarattığımız fotoğraflar, ya da işimiz için gerekli evraklar vs. hepsi uçmuştur. Ve bunun sonunda pişman oluruz. Bu üzüntüyü ve pişman oluşu engellemek için yapılabilecek en mantıklı işlem verilerimizi yedeklemek yani diğer bir deyişle  “backup”  yapmaktır.  İşte bu yedekleme işi için özel bileşenler vardır. İşte bunlar:

 

CD Yazıcılar

 

          Aslında CD yazıcılar ayrıntılı bir biçimde önceden açıklamıştım. Ama yine de kısaca değinelim. CD-R ya da CD-RW kısaltmaları sizler için az da olsa bir şeyler ifade ediyor olmalı. CD-R yani CD Recordable “Yazılabilir CD” anlamına gelir. CD-RW ise CD Rewritable yani tekrar yazılabilir CD anlamına gelmektedir. Peki aradaki fark nedir? CD-Rlere sadece bir defalığına veri yazabiliriz, ama CD-RWlerdeki verileri silerek üst üste yazabiliriz. CD Yazıcılar normal CD sürücülerden daha kuvvetli bir lazer ışınına sahiptir. Bu lazer ışını CD yüzeyini eriterek verileri Cdlere yazabilir. Bu şekilde hem kolayca hem de güvenli bir şekilde verilerimizi CDlere kaydedebiliriz. Günümüzde CD yazıcılar gitgide düşen fiyatlarıyla artık bir lüks olmaktan çıktı ve ev kullanıcılarına  da hitap etmeye başladı.

Zip ve Teyp Sürücüler

 

Eskiden yedekleme denildiğinde akla ilk gelen cihazlardan  birisi zip sürücü idi. Zamanla yerlerini daha başak cihazlara bırakmış olsalar da açıklamakta yarar var. Zip sürücüler sisteme paralel, seri veya USB porttan bağlanabilirler. Kullanılan teknoloji doğal olarak fiyatları ile doğru orantılıdır. Kapasiteleri 100 MB ile 250 MB arasında değişmektedir. Sundukları bu kapasite ve kolay taşınabilmeleri sebebi ile dosya yedeklemesinin yanında büyük çaplı dosyaların bir yerden diğerine taşınmasında da kullanılabilir.  Zip Sürücü yani Zip Driverlar Zip Disk denilen kartuşları kullanırlar. 

 

      Teyp sürücüleri ise, eskiden en az zip sürücüler kadar yaygın bir yedekleme aracıydılar. Teyplerde kullandığımız bantlara benzer bir medya üzerine verilerin kaydedilmesi ilkesini esas almıştır. Teyp sürücülerin yaklaşık 20MB/S’lik veri aktarım hızı vardır. Fakat teyp sürücüler sequential-acces, yani sıralı erişim özelliğine sahiptir. Kısacası disklerde olduğu gibi verilere istenildiği anda erişilemezler. Bunun için verilerin aynı bit teyp kasetinde olduğu gibi sırayla hepsinin okunması lazımdır. Teyp driverlar      DAT yani “Digital Audio Tape”  adı verilen bir manyetik bant üzerine verileri yazarlar. DAT Teknolojisi “Helical Scan” denilen sarmal tarama tekniği sayesinde 2 ila 24 GB arasında değişen oldukça büyük kapasitelere çıkabilmektedir.

                            Floppy Diskler

       Bunlar hepimizin bildiği ve her zaman kullandığımız 1.44 MB belleğe sahip disketlerdir. Ucuz ve yaygın olması nedeniyle en çok tercih edilen yedekleme birimidir. Fakat yavaş çalışması ve hafıza boyutunun küçük olması bir dezavantajdır. Bunun yanında küçük boyutlu ve sıkıştırılmış veriler için en uygun yedekleme birimidir. En  can alıcı dezavantajları ise olumsuz ortam şartlarından hatta radyasyondan bile çok çabuk bir biçimde etkilenmeleri, hatta ve hatta bir daha çalışamamlarıdır.

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SES SİSTEMLERİ

 

       Bilgisayarlardan ses alabilmek için hoparlör denilen bir aygıt kullanmak zorundayız.  Bunu tüm bilgisayar kullanıcıları bilmektedir. Ve yine azda olsa hoparlörler konusunda bilgi sahibiyiz. Teknik bir ifade ile hoparlör, bir kaynaktan aldıkları anlamlı elektriksel sinyalleri kulağımız aracılığı ile algılayabileceğimiz titreşimlere, yani kısacası seslere çevirebilen aygıtlardır. Teknik çok basit ve anlaşılırdır. Bir mıknatıs içersindeki belirli bir bölgeye gelen elektriksel sinyaller yardımıyla hareket edebilecek, daha doğrusu titreşim yaratabilecek yapıda elektromıknatıslar yerleştirilir. Yani anlayacağınız manyetik özellikleri bulunan cisimlerin birbirleri ile etkileşimi, birbirlerini itmeleri ya da çekmeleri ilkesinden yaranır. Elektromıknatısın bağlı bulunduğu oval yapı bu yolla hareket ederek ses dalgasını oluşturur.

      Sesin nasıl oluştuğuna yüzeysel olarak değindik. Tabiki bu teknoloji her zaman olduğu gibi devamlı değişmektedir. Bir zamanlar tek kanallı, mono sistemlere tapan insanoğlu günümüzde aradaki geçiş süreci sırasında fırtınalar koparan stereo yani iki kanallı ses sistemini bile beğenmez oldu.

       

Gelişmeler, Yenilikler...

 

     Yeniliklerin en hızlı hareket ettiği bilgisayar dünyasında ise durum hepimizin farkettiği gibi devamlı değişmektedir. Henüz bir iki ay öncesine kadar büyük bir haz duyarak kullandığımız güçlü hoparlör sistemlerimiz bile yavaş yavaş yerlerini çok kanallı sistemlere bırakmaya başladı. Her gün yenilenen ve mükemmelleşen 3 boyutlu ses teknolojileri ise işin cabası. Ve açıkçası bilgisayar bağlı olmaksızın bulundurdukları çözümleyici cihazlar yardımıyla bu tür teknolojilerin üstünden rahatlıkla gelebilen ve işini gerçekten çok iyi yapan sistemleri gördüğünüzde kulağınızın kabarmamasına imkan yok. Bu konuda ilk gelişme derin bas sesleri daha da belirginleşen “Sub-Woofer” oldu. Bu sistemler gerçekten de bambaşka bir şeydi. İki adet uydu hoparlör ve bir adette Sub-Woofer. Sonra bunlara iki adet hoparlör daha eklendi ve bunlara da 4+1 ses sistemleri denildi.  Bu sayede Creative firmasının çok kanallı ses kartı Live! Serileri rağbet görmeye başladı. Mesela oyun oynarken arkanızdan birinin yaklaştığını ve ayak seslerini hatta nefes seslerine kadar duyabiliyorsunuz. DVD ve ev sineması kavramlarının hayatımıza girmesi ile birlikte 5+1 ses sistemleri de çıkmaya başladı.

 

                  Kulaklıklar vs..

 

       Tabiki ses sistemleri sadece hoparlörlerden oluşmuyor. Mesela oyunlardan ayrı bir zevk almamızı sağlayan kulaklıkları da unutmamak gerek.  Bir mikrofona sahip olan kulaklıklar da bir çok kullanıcının işini kolaylaştırmaktadır. (Özellikle Counter-Strike tutkunu oyuncular.) Kulaklıkların içinde çok küçük hoparlörler bulunmaktadır. Bu hoparlörleri kulağımıza yakınlaştırdığımız için ses normalin üstünde sanki 3 boyutluymuş gibi kulağımıza gelmektedir. Ses kartımızın Line-out ve Mic-in kısımlarına takabileceğimiz bu mikrofonlu kulaklıklar sayesinde çok temiz ve kaliteli baslar alabiliriz. Fiyat olarak da çok makul olan bu tür sistemleri, bir hoparlör yerine de tercih edebiliriz. Elbette daha iyileri ve daha pahalıları vardır. Ama orta halli bir ev kullanıcısı oyun oynamak, film izlenmek gibi ihtiyaçları için 5$’lık bir kulaklık bile yeterli olacaktır.

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                   

TV VE RADYO KARTI

 

     TV kartı, diğer bir deyişle TV Tuner kartı hepimizin bildiği gibi basitçe bilgisayarda televizyon izlemeye yarayan bir tür bilgisayar bileşenidir. Tuner’in Türkçe karşılığı kısaca “alıcı” demektir.  (Ya da yaygın bir kullanım ile televizyon kartı aslında yapısı çok da karışık olmayan bir sinyal alıcı sistemdir.) Çalışma ilkesi temelde evlerimizde kullandığımız televizyon ile aynıdır. Değişen tek şey, televizyonlardaki alıcının yayını, televizyon içinde bulunan ve gösterim için özelleştirilmiş diğer bileşenlere, TV Tuner kartlarının gerekli bilgileri CPU ve dolayısıyla ekran kartına iletiyor olması ve yayınları NTSC yada PAL yayın standardının VGA standardına çeviriyor olmasıdır. Sonuçta aynı yayımlar çözümlenir fakat farklı araçlar yardımıyla gösterilir. Yine benzer bir şekilde yayınlar anten yardımıyla veya  kablolu televizyon yardımıyla alınabilir. Aslına bakılırsa kablo yayınlar TV kartları ile daha uyumludur.

 

    Radyo kartı ise herkesin bildiği gibi radyo yayınlarını alıp, bu yayınları bilgisayarda dinleyebilmek için kullanılan  karttır. Bunun çalışma şekli ise normal bir radyonunki ile aynıdır.

 

          Nedir bu NTSC ve PAL?

 

      NTSC; National Television Standarts Commitee - Ulusal Televizyon Standardı Komitesi ve onun oluşturduğu yayın standardıdır. NTSC yayın standardı saniyede 30 karelik tarama hızına sahiptir ve her kare 525 çizgiden oluşmaktadır. Bu standart  16 milyon renk  derinliğine destek vermektedir.

 

      PAL; Phase Alternating Line yani Evre Değişimli Çizgi Avrupa’da kullanılan  yayın standardıdır. NTSC’den farklı olarak PAL saniyede 25 karelik tazeleme hızı ile çalışır ve her karede 625 çizgi bulunmaktadır. Tüm televizyon kartları bu iki standardı da desteklemektedir.    

     

            Uyumluluk

 

        Yaygın olarak kullanılan tüm TV kartları Türkiye’de kullanılan yayın formatlarıyla uyumludur. Zaten kartlar ile birlikte gelen televizyon kanallarını izlemek ve genel ayarlamaları yapmak için kullanılan yazılımlarda Türkiye seçeneği bulunuyor. Kartların genel kurulum aşamasından sonra yukarıdaki bahsettiğimiz yazılımların kurulması sırasında zaten gerekli bilgiler ve ipuçları veriliyor. Son olarak bize kalan TV kartına uygun bir yayın kaynağı bağlamak ve gerekli izleme programını çalıştırmak. Genelde ilk ayarlama ve kanal arama işlemleri otomatik olarak gerçekleşir. Daha sonra yapacağımız netleştirme çalışmaları da bizim isteğimize kalmış.

 

          Capture Nedir ve Nasıl Yapılır?

 

    Yeni nesil bir çok TV kartı capture, başka bir deyişle görüntü yakalama yani televizyonda izlediğiniz bir programı kullanma özelliği ile gelmektedir. Fakat bu işlem çok zor ve sistemi aşırı zorlayan bir işlemdir. Zaten TV kartlarındaki Capture özelliği profesyonel çözümler sunmamaktadır. Profesyonel görüntü yakalama araçları bu iş için biçilmiş kaftandır    TV Kartları yayınları çözümlemek için birer işlemciye sahiptirler. BT878 ve BT848 bu işlemcilerden en çok kullanılanıdır.  Peki bunları ünlü yapan ne diye soracak olursanız, yasal olmayan şifreli kanal çözümlemesi (Cine-5 ve  Teleon gibi) yapabilmeleri cevabı verebilir.

 

         Günümüz piyasasında birçok firma TV kartı üretmektedir.Bunlardan en ünlüleri Avermedia, FLY, Datron ve Life Wiev’dır. Bu kartların bir çoğu radyo yayınlarını da alabilmektedir. Eğer kaliteli bir şekilde capture yapmak  TV seyretmek ve radyo dinlemek istiyorsanı, günümüz şartlarında en az 50 – 60 USD’i gözünüzden çıkartmak zorundasınız.

 

 

 

 

 

Tarayıcı (Scanner)

 

       Taramak, (yada İngilizce “scanning”) kağıt ya da benzeri bir yüzey üzerindeki basılı grafiksel ya da metinsel karakterlerin dijitalize edilerek (yani bilgisayarın anlayacağı dile çevirerek) bilgisayar ortamına aktarılma işlemidir. Tüm bilgisayar donanımlarında olduğu gibi tarayıcılar da, hitap ettiği kitlenin ihtiyaçlarına uygun olarak dizayn edilmekte ve teknik farklılıklar göstermektedir. Farklı ve pahalı teknolojiler doğal olarak kalitenin çok önemli olduğu sektörel kullanıcılara, genelde fiyatı uygun olanlar ise ev kullanıcılarına göre üretilmektedir. Fotokopi makinesine benzeyen ve masaüstü kullanıma oldukça uygun flatbed, süpermarket kasalarındaki barkod okuyuculara benzeyen  Half-Page ve genellikle ofislerde kullanılan, yalnızca serbest haldeki  bir sayfayı tarayabilen Sheet-Fed tarayıcılar bu çeşitlenmenin en göze çarpan örneklerindendir.

 

                           Nasıl Çalışırlar?

 

        Tarayıcıların çalışma mantığı bir belgenin görsel olarak bilgisayar ortamına aktarılma işlemidir. Burada pikseller öne çıkmaktadır. Piksel konusuna önceden değinmiştim fakat kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse, piksel; bir görüntü üzerindeki en küçük renk birimidir. Yani en küçük renk parçası. Kağıdın üzerinde ağ şeklinde çizilmiş binlerce minik kare hayal edin. Kareler sizin hayal gücünüz ve tarayıcınızın teknolojisine göre değişecektir. Siz kareleri her santim için bir satırda 300 tane kare oluşturacak kadar küçülttüğünüzde tarayıcınızın ifadesi ile 300 dpi’lik çözünürlük değerine ulaştığınızda ilk bölümü yani kalite ayar kısmını atlattınız demektir. Tarayıcı ilk satırdan başlayarak tüm piksellerin yani çizdiğimiz karelerin  renk değerlerini ayrı ayrı almaya başlayacak. Ve bu değerler portlar yardımı ile kendi bilgisayarımıza aktarılıp kağıt üzerindeki kareler sırası ile kendi renk değerlerinde sıralanacaklar. İşte görüntümüz bilgisayar ortamına aktarıldı. Mantık çok basit kısaca resim minik karelere hayali olarak bölünür ve bu kareler tek tek sıra ile bilgisayar aktarılır ve orada o resmin aynısı oluşturulur.  

       

                          Tarama Teknikleri

 

     OCR yani Optical Character Recegnition Türkçe olarak Optik Karakter Tanımlaması anlamına gelir. Resim dosyalarındaki fontları tanımlayarak metin dosyalarına çeviren programlara verilen genel bir addır. Günümüzde OCR programları tarayıcıların yanında ücretsiz olarak verilmektedir.    <

7/3/2007

YAZICI

İngilizce “printer” yani diğer bir deyişle yazıcılar, basitçe herkesin bildiği gibi bilgisayardaki bilgileri, yazıları, resimleri vs. kağıda dökmeye yarayan aletlerdir. Bilgisayar kullanımının günden güne yaygınlaşması ve neredeyse bütün bilgisayar destekli yazım işlerinde yazıcıların kullanılması ile bu aletlerin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Farklı ihtiyaçlar doğrultusunda farklı tipte yazıcıların üretilmesi, doğal olarak yazıcı kavramının sınıflara ayrılmasına neden olmuştur. Bu sınıflandırma öncelikle yazıcıya kimin ihtiyaç duyduğu konusunda gerçekleşmiştir. Ev kullanıcılarına hitap eden yazıcılar ile ofis kullanıcılarına hitap eden yazıcılar farklı ihtiyaçları karşılamak için üretilmiştir.      (Yazıcılar, genellikle bilgisayara LPT yani Line Printer Terminal (işletim sistemlerinin yazcılara verdiği genel isim) adı verilen  porttan veya USB portundan sisteme bağlanırlar.)

 

     Letter Quality (LQ) yani harf kalitesi ise, yazıcıların sınıflandırılmasında kullanılan bir ifadedir. Yazıcının yaptığı baskının matbaa kalitesinde olup olmadığını açıklar. Lazer ve mürekkep püskürtmeli yazıcılar bu sınıfa dahildir. Daha özel amaçlar için kullanılan Dot-Matrix ve Thermal yazıcılar ise harf kalitesine sahip olmayan yazıcılardır.  Şimdi bu yazıcı türlerine kısaca göz atalım:

 

Dot-Matrix (Nokta Vuruşlu) Yazıcılar

 

     Genellikle bankalarda veya devlet dairelerinde görmeye alışkın olduğumuz bu yazıcılar, uçları mürekkepli iğnelere sahiptirler. İğneleri daktilo şeridi benzeri bir mürekkep kaynağının üzerine vurarak baskıyı gerçekleştirirler. Her vuruştan sonra gözle zor görülebilecek çok ufak noktacıklar oluşur. Bu noktaların birleşiminden kullanılacak karakterler elde edilir. Nokta vuruşlu yazıcılar karbon kağıdı ya da benzeri bir cisim yardımıyla iki kağıda aynı anda basım yapabilmeleri sebebiyle, genel olarak düz yazı ve kalite gerektirmeyen basımlarda kullanılırlar. Zaten bu tür yazıcılardan resim baskısı çıkartmakta saçma olur. Bu tür yazıcılar sadece gri tonlama yani renksiz basım yaptıkları için bir resim ya da fotoğraf baskısı  yaptıklarında çok fazla mürekkep tüketirler. Bu yazıcılar diğer tip yazıcılara göre aşırı   denebilecek seviyede gürültü çıkarabilirler ve Impact  Printer da denilebilir.

 

 Lazer Yazıcılar:

 

     Lazer yazıcılar çalışma prensibi bakımından fotokopi makineleri ile aynı mantığa sahiptirler. Kağıt üzerindeki veri lazer ve ışık yardımı ile aktive olup, elektrik yüklenen bir yüzeye aktarılır. Daha sonra toner yardımı ile grafik ve yazılar kağıt üzerinde oluşturulur. Hızlı ve kaliteli baskı yapabilirler. (Örn: Dakika da 20 sayfa gri tonlamalı baskı yapabilmektedirler.)  Normal bir Dot-Matrix yazıcının dakikada 1 sayfa çıkardığı düşünülürse -ki bunun kalitesi vasat durumdadır- lazer yazcısı olanlar çok şanslıdırlar. Lazer yazıcılarda ve fotokopi makinelerinde kullanılan mürekkebe toner adı verilir. Toner toz halinde kuru bir mürekkep şeklindedir. Tonerin bu işte kullanılma sebebi ise aynı zamanda elektrostatik oluşudur. Böylece elektrik yükleri yardımı ile kağıt üzerinde istenilen herhangi bir noktaya yapıştırılabilir. Bu tür yazıcılar genellikle siyah basım yaparlar ama teknolojinin gelişmesi ile birlikte renkli basım yapanlarını da günümüz piyasasında bulabilmemiz mümkündür.

 

Thermal Yazıcılar:

 

        Çok pahalı olan ve yaygın olarak kullanılamayan bir yazıcı tipidir. Çalışma mantığı faks makineleri ile aynıdır. Isınan metal pinlerin, sıcaklık karşısında siyaha dönüşen özel bir kağıt üzerine grafik ya da düz metinleri basması genel mantıklarıdır.

 

Snapshot Yazıcılar:

 

         Çok yüksek kalitede fotoğraf baskısı yapmak için kullanılan yazıcı tipidir. İstenilen renk derinliğine ve çözünürlük değerlerine ulaşabilmek için özel termal sistemler kullanmaktadırlar

   

Mürekkep Püskürtmeli Yazıcılar:

 

     Yaygın olarak kullanılan bu tür yazıcıların çalışma mantığı çok basittir. Bu mantık adından da anlaşılabileceği gibi kağıt üstüne mürekkep püskürterek baskı yapar. Bu tür yazıcılar hızlı ve ucuz olduklarından ve renkli baskı da yapabildiklerinden dolayı ev kullanıcıları tarafından en çok tercih edilen yazıcı türüdür. Bu yazıcılar yaygın olduğu için hakkında daha fazla bilgi vereceğim. Ink-Jet yazıcılar kartuş denilen mürekkeplerini içerisinde barındıran ve aynı zamanda püskürtme işlemini de gerçekleştiren özel tonerlere sahiptir. Renkli ve siyah olmak üzere iki çeşit kartuş vardır. Kartuşlar yazıcının markası ve türüne göre çeşitlilik gösterebilirler.

 

                       Bir Belgeyi Yazdırmak (Mürekkep Püskürtmeli Yazıcılarda)

 

           İlk olarak mürekkep kartuşlarının yerinde ve yazıcımızın işletim sistemine uygun sürücülerinin yüklenmiş olmalı olduğunu herhalde söylemeye gerek yoktur. Herşey hazır olduktan sonra yazıcımızı son olarak kalibrasyon işlemine tabi tutmak gereklidir. Bu, kartuşların mümkün olan en kaliteli baskı için optimize edilmiş olması anlamına gelmektedir. Tüm işlemler bittiğinde “print” yani “yazdır” komutu verdiğimizde karşımıza kalite ve sayfa yapısı ile ilgili ayarlar tablosu çıkacaktır. Bu bölümü de seçimlerimiz doğrultusunda aştıktan sonra sayfa, bilgileri kullandığımız yazılım ve portlar aracılığı ile yazıcıya iletilecektir. Yazıcı, sayfa yapısı hakkındaki tüm bilgiyi aldıktan sonra, mekanik aksamını devreye sokar. Özellikle kağıt gerektiği şekilde rulolar üzerine taşınır. Bu aşamada Out Of Paper yani kağıt bitti anlamına gelen, yazıcı üzerindeki ışıklar veya yazılım aracılığı ile bize bir uyarı mesajı gelebilir. Böyle bir durumda yazıcımıza gerektiği kadar kağıt yerleştirip kaldığımız yerden yazdırma işlemine devam edebiliriz.  

 

           Hemen ardından kartuşlar ve nazzle adı verilen, enjektöre benzeyen ve mürekkebin püskürtülmesini sağlayan aletler hazırlanır. Kartuşlar bir mekanizma yardımı ile kağıt üzerine enine gidip gelmeye başlar. Tam  bu esnada o satırın bilgileri doğrultusunda mürekkep püskürtme işlemi gerçekleşir. 300 Dpi çözünürlüğünde bir satıha püskürtülen nokta sayısı yaklaşık 2.475’dir. Bir yatayda yapılan bu gidiş geliş tamamlandıktan sonra rulo kağıdı ileri iter ve boş olan diğer satırlar için işlem tekrarlanır. Mürekkep püskürtmeli yazıcılar genelde Drop On Demand (DOD) adı verilen bir püskürtme tekniği kullanırlar. Bu teknikte mürekkep damlalar halinde kağıt üzerine gönderilir ve kaliteli bir baskı elde edilir. Ve saniyede yaklaşık 5000 bağımsız damlacık kağıt üzerine gönderilebilir. İşte bu şekilde yazdırma işlemi tamamlanır. 

        

Alıntı

7/3/2007

SES KARTI

Ses kartları günümüz bilgisayarlarının vazgeçilmez bir bileşenidir. Hemen hemen tüm bilgisayarlarda ses kartı vardır ve sanırım herkes ses kartının ne işe yaradığını biliyordur. Ama ben yinede anlatayım. Ses kartı, bilgisayardan gelen dijital haldeki sesleri, hoparlörün anlayabileceği şekildeki elektriksel formata çevirmekle görevlidir. Bunun için bir ses kartı, gerekli ses verilerini içeren dosya ve yazılımlar, bir CPU ve bir hoparlör yada kulaklık gereklidir.  Örneğin bir MP3 parçası dinlemeye kalktığımızda; MP3 Player’ımızı açtık,  çalmak istediğimiz parçayı seçtik. CPU gerekli dosyayı yerinden alır ve işlemeye başlar ve aynı yolla işlediği verileri ses kartına veriyolları aracılığı ile gönderir. Şimdi ses kartının yapması gereken, verileri hoparlörün anlayacağı türden sinyallere çevirmektir. Dikkat ettiyseniz tüm bileşenler belirli görevler için oluşturduysa da tüm bilgisayar bileşenlerinin temelde prensipleri aynıdır.

 

       Önceden ses kartları anakart üzerinde onboard yani anakartla bitişik olarak bulunurdu. Bu tür ses kartları günümüzde de çoğu anakartta bulunmaktadır. Bu sayede bir ses kartı masrafından kurtuluruz. Fakat bu tür ses kartlarından yüksek verim beklemeyin. Diğer bir tür ses kartı da PCI slotuna bağlanan türdür. Çoğu ses kartı bu türdendir. Böyle ses  kartlarından, onboard sen kartlarına nazaran  daha çok verim alınır. Creative gibi öncü fimalar ise çıkartmış olduğu Platinium serisi ses kartları ile, ses kartı standartlarlarına yeni bir boyut getirmiştir. Bu seri ses kartlarında, hem PCI slotundan bağlanan ses işlemcisi hem de enstrumantel  araçlarının PC’ye daha rahat bağlanabilmesi için kasanın ön tarafına monte edilebilen bir bağlantı aparatı bulunmaktadır.

 

 

              Nedir bu ses kartı standardı?

 

      Her bileşende olduğu gibi ses kartlarında da  belli başlı bazı standartlar vardır. Bunlardan en çok bilineni Sound Blaster’dır. Sound Blaster hepimizin sık duyduğu bir kavramdır. Özellikle Creative firmasının ürettiği ses kartları bilhassa  Sound Blaster standardını kullanmaktadır. Creative marka bir ses kartına sahip değilseniz bile bu standart sizin için çok önemlidir. Diğer marka ses kartları da belli etmeseler bile bu standardı desteklemektedirler. Bu Sound Blaster standardı bir çok oyun ve yazılım tarafından desteklenmektedir. Bu standart sayesinde 3D Sound yani 3 Boyutlu Ses daha çok kendini belli etmektedir. Bu ses düzeni sayesinde özel teknikler sayesinde ses etrafı sarıyormuş hissi veriliyor.

 

         Peki Ses Terimleri Nelerdir?

 

     Elbette ses kartı hakkında da değişik terimleri olacaktır. Bunlar ses kartları için çok önemlidir. İşte bunlardan en yaygın olanları:

 

  MIDI: Musicial Instrument Digital Interface Türkçe karşılığı Müzik Endüstrisi Dijital Arabirimi olan MIDI adından anlaşılacağı gibi müzik endüstrisinde kullanılan bir standarttır. Bilgisayarlar dolayısıyla ses kartları ile müzik aletleri arasında kurulan bağlantılarda kullanılan ortak kuralları içerir. Böylece ses kartı ve müzik aleti, bu ortak kurallar yardımıyla uyumlu ve sorunsuz çalışır. Her ses kartı MIDI standardını desteklemektedir.

 

   Wave Table: Ses kartları dijital verileri ses dalgasına dönüştürme sırasında wave table yani dalga tablosunu kullanırlar. Dalga tablosu enstrumental verilerin dijital kodlarını içinde barındırmaktadır. Böylece gelen dijital ses sinyalinin hangi enstumanın hangi sesine ait olduğu bulunur ve hoparlöre o ses iletilir.

 

   MP3:  Günümüzde inanılmaz derece ilgi çeken ses sıkıştırma formatı olan MP3 diğer dosya sıkıştırma formatları gibi özel bir yazılım yardımıyla işlenebilmektedir. Bunlar arasında en yaygın olanı Winamp yazılımıdır. MP3’ler çalınırken sıkıştırılmış veriler açılır, çalınır ve çalınan bölümler daha sonra yeniden kapatılır.  Günümüzde en çok kullanılan ses formatlarından birisidir. Bunda internet üzerinden bedava (aynı zamanda yasadışı) dağıtılmasının büyük rolü vardır.

 

   Dolby Digital: Yüksek kalitedeki ses uygulamalarında (özellikle DVD uygulamalarında) kullanılmaktadır.  Beş, altı veya daha fazla kanal ses desteği vermektedir. Bunlardan ilk üçü sağ, sol ve merkez hoparlörler, ikisi arka sağ ve sol hoparlörler, diğeri ise subwoofer vs. içindir. Surround ses sitemi olarak da adlandırılır.

 

Alıntı

7/3/2007

CD YAZICI

Büyük boyutlardaki dosyalarla çalışan kişiler için CD yazıcılar çok gereklidir.  Sistemdeki dosyalarınızın yedeklenmesi veya dijital resim arşivinizin saklanması gibi, sizin için önem taşıyan birçok bilgiyi gümüş plakalarda saklamanızı sağlar.
Bunun dışında CD yazıcılar yardımıyla el kameranızla kaydettiğiniz görüntüleri video CD formatında kaydedebilir ya da amatör müzik çalışmalarınızı audio CD formatında basabilirsiniz.


         Öncelikle bu enteresan cihazların çalışma mantığına şöyle bir göz atalım.

CD yazıcısının nasıl çalıştığını anlayabilmek için önce CD’nin temel çalışma prensibini kavramak gerekir. CD’ler genellikle aynı yapıya sahiptir. Taşıyıcı kısmı oluşturan CD’deki kalın tabakadır. Çoğu üretici bu tabakayı Polikarbon’dan yapmaktadır. Bu taşıyıcı tabakanın üzerinde ise bilgilerin kaydedildiği kısım yer alır. Bilgilerin okunması sırasında lazer bu kısımdan yansır.


          Bilgilerin yazıldığı kısımda koruyucu bir kaplama bulunur, bunun sayesinde hassas kısım UV ışınlarından korunur. Ayrıca bu kaplama CD’nin ön yüzünü de oluşturur.

                     Yazılacak dosyaların kodlanması


         Yazılabilen kısım 0,05 ile 0,1 mikrometre arasındaki mikroskobik girintilerden oluşmaktadır. Derinliği 120 Nanometre olan bu girintilere pit denir.
Pit’ler arasındaki araya da yani tümsek kısma “Land” deniyor. Pit ve Land’ların yardımıyla iki dijital temel bilgi yani 1 ve 0 oluşmaktadır. Bu iki değer iki harften oluşan bir alfabeye benzetilebilir. Bu iki değerin kombinasyonları sayesinde bilgiler bir araya gelir.
Bu girintiler ve çıkıntılar, sarmal bir şekilde tüm CD’nin etrafında binlerce kez dönerek izler oluşturur, bu izler okuyucu kafa ile takip edilir. (Bilgisayarın bunca sarmalın içerisinde doğru bilgiye ulaşabilmesi için bu sarmalların başladığı yer olan “Lead-in” kısmında bir içerik listesi bulunmaktadır (TOC-Table of contents).)


                       Lazerle okuma için kullanılan Teknik


          CD üzerindeki bilgilerin okunması ise lazer teknolojisi sayesinde gerçekleşir. CD okuyucu/yazıcı üzerindeki bu lazerin kafası bir motor sayesinde tüm CD yüzeyinde hareket eder, yarı geçirgen bir aynaya lazeri yansıtır ve bu lazerin sadece bir yöne (lazer kafasından CD’ye) doğru geçiş yapmasına izin verir.

 

Lazerin dalga boyu 780 nanometredir. Bu tür dalga boyları infrared kategorisinde uzun dalga boyları olarak adlandırılır. Lazer ışını lensten çıkarak 0,8 milimetre genişliğindeki taşıyıcı yüzeye yansır. Lazerin bilgileri saklayan yüzeye ulaşması için plastiği aşındırması gerekir ve bu 1,6 milimetre genişlemeye sebep olur.


                       Toz zerrecikleri lazeri rahatsız eder


           Neden lazer ışını direkt olarak yazma işlemini gerçekleştirmiyor hiç düşündünüz mü? Çünkü, daha geniş bir lazer ışını kirli yüzeylerden veya çiziklerden çabuk etkilenmez ve okuma işlemini gerçekleştirebilir. CD yüzeyinde çizikler olduğunda bile 0,5 milimetreye kadar olan çiziklerde lazer ışını yansıyabilecek kadar yer bulabilmekte ve veriyi okuyabilmektedir. Ancak mikrometre ölçülerinde bir lazer ışını, CD yüzeyine geri yansıyacak olursa okuyucu kafa bundan etkilenecek ve bu da okuma hatalarına sebep olacaktır.


        CD’de verilerin bulunduğu yüzey, lazer ışınını bir ayna gibi yansıtmaktadır. Ancak yüzeydeki Pit ve Land’ler sayesinde yansıma yüzeyi lazeri yönlendirir ve modüle eder. Böylece yansıyan ışın geri gelirken değişmiş olur. CD sürücüsüne dönen ışın buradan tekrar yarı geçirgen aynaya düşer ve buradan bir fotodiyot’a yönlendirir. Buraya gelen ışın, iki farklı gerilimde (1 ya da 0) elektrik sinyallerine dönüşür ve bilgisayarın anlayabileceği veriler haline gelir.


                     CD yazıcılar kuvetli, CD sürücüler zayıf lazerlerle çalışır.


          Dış görünüş itibariyle CD Yazıcıları CD Sürücülerden ayırt etmek güçtür. İkisinde de CD çekmecesini açmak için bir düğme, ses ayarı için bir düğme ve birkaç da LED bulunur.


         Aradaki ufak farklarsa iç kısımlarında yer alıyor. CD Sürücüler verileri okuyabilmek için düşük bir güç harcarken, CD yazıcılar veriyi CD’ye yazabilmek için daha güçlü bir lazere ihtiyaç duyar. Örneğin bir CD-R, veriyi yazabilmek için 300 celsius’luk bir ısı kullanır. CD-RW’ler ise 500 celsius’luk bir ısı kullanır. Bunun 200 celsius’u verinin tekrar silinebilmesi için gereklidir.


          CD-RW’ler, CD sürücüler arasındaki en gelişmiş teknoloji olarak dikkat çekiyorlar. Alışılagelmiş CD-ROM’ları okuyabiliyorlar ve CD yazabiliyorlar. Ayrıca yeniden yazılabilir CD’lere veri yazıp silebiliyorlar. CD-R’ler her tip CD’yi okuyabilirken, sadece CD’lere veri yazabiliyor. Yeniden yazılabilir medyalarla başa çıkamıyorlar. Yakın zamana kadar CD-RW’ler CD-R’lerden pahalıydı. Fakat zamanla CD-R’ler silinerek yerlerini CD-RW’lere bırakmaya başladılar.



                   CD-ROM’lar içeriğinin değiştirilmesine imkan tanımaz


           İçerisinde herhangi bir veri bulunan CD-ROM’ların yüzeyi
metalden oluşur. Çoğunlukla alüminyum veya alüminyum kaplamadan oluşan CD’ler eğer biraz daha gümüşümsü bir görünüme sahipse, üretici pirinç kullanmış demektir. Bu işlem CD’ye altını andıran bir parlaklık veriyor. Metali istenilen mikrometre kalınlığına getirebilmek için önce CD ısıtılır ve sonra preslenir böylece istenen bilgiler bir daha değiştirilemez bir şekilde saklanır.


                    Bir kere yazılabilen CD-R


          Bir kere yazılabilen CD-R’lerde ise veri değiştirilebilir. Burada veri kısmı “dye” adı verilen organik renkli bir maddeden oluşur. Bu madde CD’nin de rengini belirtir ve çoğunlukla yeşil, mavi, ya da altın rengindedir. CD yazıcı, veriyi lazer ışınlarıyla yazar ve bu işlem sırasında 300 celsius’luk bir ısıyla ışın renkli yüzeye düşer, bu sayede bu kısımda bir derinleşme gerçekleşir. Yani bir Pit oluşur. Pit’lerin oluşması Land’lerin oluşması anlamına da geleceği için böylece veriler CD yüzeyine yazılmış olur.

                   Tekrar yazabilen CD-RW


            Bir kere yazılabilen CD-R’lere göre bu teknoloji CD-RW’lere veriyi yazar ve siler. CD-R’de olduğu gibi bunda da metal yansıtıcı bir yüzey üzerinde renkli bir kısım bulunmaktadır. Bu yüzeyde de veri kodlanmış halde saklanır. CD-RW’deki renkli kısım iki farklı tipi bir arada bulundurabilir: Kristallin ve Amorph. Kimyacılar kristalleşmeden katılaşan sıvılara amorph adını veriyorlar. Örneğin, cam. Renkli tabakadaki amorph kısımları
ışını yansıtmadan geçirir. Geçen ışık ancak metal kısımdan yansıyarak geri döner. Kristallin kısımlar ise lazer veriyi okurken yansıtır. Kristallin ve amorph iki farklı yansıtıcı yüzey oluşturur ve bu sayede dijital veriler birleştirilir. CD-RW’nin yazılması sırasında yazıcı renkli yüzeye yoğun lazer ışınları yollamaktadır. Bu esnada ısı 500 celsius’u bulabilir. Bu işlemden hemen sonra renkli madde hemen soğumakta ve amorph bir duruma gelmektedir.


      CD-R’daki gibi CD’yi eski haline döndürmek mümkündür. Amorph bölgeler 200 celsiusa kadar tekrar ısıtıldığında daha yavaş soğuyarak kristalleşir ve veri silinir. Bu sayede CD-RW tekrar yazılmaya el verişli hale gelir. Silme işlemi sırasında CD’nin sarmal kalıbı da yok olmasın diye üreticiler şeffaf olan yüzeye başka bir sarmal kalıp basar ve bu sayede tekrar aynı şekilde CD’ye veri yazmak mümkün olur.


          Bu arada CD-RW yazabilen ve DVD okuyabilen aletler piyasada kolayca bulunabiliyor. DVD’lerin yazılabilmesi ise hala pahalı ve problemli bir iş. Hem DVD hem de CD yazabilen bir alet için yüzlerce doları gözden çıkarmalısınız.

 

Alıntı

Google
-------------------

Kardelen FM 'de Şu An

-----------------------
isim Degistirmek icin /nick yeniisminiz Nickinizin Sifresini Girmek icin /pass sifreniz yazarak entere basabilirsiniz!
İletişim için mail atabilirsiniz sasonluyuz@hotmail.com !
Unutmayınki karşınızdaki bir insan.Vasıf AKSOY iyi muhabbetler Diler

Arkadaşlar aşagıda kasa toplama görüntüsü vardır Umarım işinize yarar.Vasıf AKSOY

Get your own Chat Box! Go Large!